TÜRKİYE’DE BİR İLK: ARSLAN EYCE TAŞUCU AMPHORA MÜZESİ Antik Dönem ticaret tarihi hakkındaki
verilerimizin önemli bölümünü Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilen arkeolojik araştırmalar sağlamaktadır. 1997 yılında
özel müze statüsüyle kapılarını açan Arslan Eyce Taşucu Amphora Müzesi, kültürel mirasa sahip çıkmanın güzel bir
örneğini oluştururken balıkçılar tarafından istemsiz şekilde kontekstleriyle bağı koparılan ticari amphoraları yok olmaktan
kurtararak insanlık tarihine de önemli bir katkı sunmaktadır. Müzelerde bulunan eserlerin sadece görsel kültür varlıkları
olmadıklarının bilincinde olan Taşucu Eğitim ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı başkanı Arslan Eyce uzun yıllar boyunca topladığı
amphoraların teşhiri ve bunların bilim dünyasına duyurulmasına yönelik bir yayın çalışması için araştırma yapılmasına olanak sunmuştur.
2004 yılı sonunda Ege Üniversitesi’nden bir ekip tarafından başlatılan çalışmalarda incelenen amphoraların teşhiri tamamlanarak
bu eserler doğrultusunda bölgenin ticaret tarihindeki yerinin değerlendirildiği bir yayın hazırlanmıştır.
Bölgede gerçekleştirilen sualtı araştırmalarından elde edilen önemli sonuçlara rağmen deniz ticaretinin
niteliğinin belirlenmesine yönelik araştırmaların azlığı Taşucu açıklarından müzeye çeşitli zamanlarda getirilen
ticari amphoraların bilimsel önemini arttırmaktadır. Taşıdıkları ürünler nedeniyle ekonomi tarihinin önemli verileri
olan ticari amphoraların gemilerin rotalarının belirlenmesinde de rol oynadığı bilinmektedir. Arslan Eyce Taşucu
Amphora Müzesi’nde korunan 185 amphoranın önemli bölümü Levant kıyılarından Akdeniz’e pazarlanan ürünleri
taşımada kullanılmıştır. Müzedeki amphoralar göz önüne alındığında, doğudan batıya gerçekleştirilen tarımsal ürünlerin
ticaretinde Batı Akdeniz’deki üreticilerin yanıtının oldukça zayıf kaldığı görülmektedir
Bölgede gerçekleştirilen sualtı araştırmalarından elde edilen önemli sonuçlara rağmen deniz ticaretinin niteliğinin
belirlenmesine yönelik araştırmaların azlığı Taşucu açıklarından müzeye çeşitli zamanlarda getirilen ticari amphoraların
bilimsel önemini arttırmaktadır. Taşıdıkları ürünler nedeniyle ekonomi tarihinin önemli verileri olan ticari amphoraların
gemilerin rotalarının belirlenmesinde de rol oynadığı bilinmektedir. Arslan Eyce Taşucu Amphora Müzesi’nde korunan 185
amphoranın önemli bölümü Levant kıyılarından Akdeniz’e pazarlanan ürünleri taşımada kullanılmıştır. Müzedeki amphoralar
göz önüne alındığında, doğudan batıya gerçekleştirilen tarımsal ürünlerin ticaretinde Batı Akdeniz’deki üreticilerin yanıtının
oldukça zayıf kaldığı görülmektedir. Bölgede gerçekleştirilen arkeolojik araştırmalardan elde edilen veriler bu durumun Akdeniz
tarihinde Antik Dönem boyunca hiç değişmediğini belgelemektedir. Müzede bulunan en eski amphoralar Doğu Akdeniz’de
ticari yoğunluğun arttığı İ.Ö. 8. yüzyılda kullanılan ve Suriye-Filistin kıyılarında üretilen ürünlerin taşındığı silindirik gövdeli
küçük kulplara sahip formlardır. Arkaik dönemin başından Helenistik döneme kadar Fenike kıyılarından Akdeniz’e yoğun olarak
ihraç edilen, torpil formlu, 12-13 lt. kapasiteli küçük amphoraların ise müzede üç tam örneği bulunmaktadır. Bu amphoraların
Mısır’da ve Doğu Akdeniz’de birçok bölgede taklit edildikleri bilinmektedir.
İ.Ö. 7. yüzyıldan İ.S. 8. yüzyıla kadar zeytinyağı ve şarap ticaretinde Akdeniz pazarında kendine ait özel bir
yeri olan Kıbrıs’da üretilen amphoralar da müzeye balıkçıların kazandırdığı önemli bir grubu oluşturmaktadır.
Aykırı formları ve yüksek kapasiteleriyle sepet kulplu amphoralar olarak adlandırılan Arkaik Kıbrıs amphoralarının
Helenistik dönemin başlarına kadar, formlarındaki incelmeye rağmen asıl karakteri olan ağız kenarını aşan ve
içinden bir sopa geçirilerek taşınmasına olanak sağlayan yüksek kulplarını korudukları görülmektedir.
Müzede İ.Ö. 4. yüzyılın sonuyla İ.Ö. 1. yüzyıla tarihlendirdiğimiz Knidos ve Rhodos amphoralarına ait 4’er, göreceli
olarak daha düşük bir ticari potansiye sahip Kos amphoralarına ait 1 örnek bulunmaktadır. Müzede, Helenistik dönemin
ticari hareketliliğini yansıtan 2 Lamboglia II ve 1 Greko-italik amphora, İtalya Yarımadası’nda üretilen şaraplarının bölgeye
ihracatını belgeleyen deliller arasındadır. Ticaretin boyutlarıyla birlikte karakterinin de değiştiği Roma Barışı dönemi boyunca
Akdeniz’in daha önce ön plana çıkmamış farklı merkezlerinin de tarımsal ürünleriyle pazarlarda söz sahibi olduğu izlenmektedir.
Müzede, Kilikia Bölgesi’nin Akdeniz piyasasına sunduğu ürünleri taşıyan Zemer 41, M 54 ve Pompei V gibi erken imparatorluk
dönemi amphoralarının yanında, sonraları Kıbrıs’ta da üretilen ve İ.S. 5. yüzyıldan 7. yüzyıla kadar Gaza amphoralarıyla
birlikte Akdeniz’de en çok kullanılan formlar olan Late Roman 1 olarak adlandırılan amphoraların da tipolojik bir sunumu yapılmaktadır.
Roma İmparatorluk dönemi boyunca Akdeniz’in birçok noktasına ürünlerini pazarlayan merkezler arasında Ege kıyılarındaki kentler
de kendilerine has ürünleriyle Akdeniz pazarında ön plana çıkmışlardır. Ephesos civarında üretildiğini düşündüğümüz LR 3 amphoralarıyla
Samos Adası’yla karşı kıyısında üretildiğini bildiğimiz ve Samos Cistern Type, LR 2 ve Robinson M 273 adlarıyla sınıflandırılan formların
Amphora Müzesi’nde bulunması Taşucu açıklarında batan ve bu ürünleri taşıyan gemilere ait kargolarının varlığını kanıtlamaktadır.
Bu dönemde, Akdeniz şarap pazarına katkıda bulunan önemli bir üretici merkez de Mısır’dır. Müzede Mısır amphoralarının çeşitli
dönemlerine ait 17 örnek korunmaktadır. Taşucu açıklarından getirilen bu amphoralar, Anadolu kıyılarıyla Mısır arasındaki Roma
İmparatorluk dönemi boyunca bilinen ilişkilere maddi kanıt boyutunda bir katkı olarak değerlendirilmelidir. Arslan Eyce Taşucu
Amphora Müzesi’nde bulunan ve İ.S. 10-11. yüzyıllar arasına tarihlendirilen 12 Ganos amphorasıyla, Doğu Akdeniz kökenli
amphoraların bölgenin Bizans dönemi ticareti hakkında da önemli ipuçlarını yansıttığını düşünmekteyiz. Girişten itibaren üretildikleri
bölgelere ve dönemlere göre kronolojik bir dizinle sunulan ticari amphoraların teşhirinde birbirini tekrar eden modellerin yan yana
konulması yerine farklı atölyelerde üretilen örneklerinin kullanılmasına özen gösterilmiştir. Böylece sadece değişik bölgelerde,
çeşitli dönemlerde üretilen amphoraların arasındaki kapasite, şekil ve teknik farklılıklarının yanında aynı dönem içinde değişik
atölyelerde üretilen amphoralar arasındaki kil, fırınlama derecesi ve manüpülasyon farklarının da gösterilmesi amaçlanmıştır.
Eserlerle izleyici arasındaki bağın sürekli canlı kalması amacıyla ışıklandırmada doğallığa önem verilmiş, özellikle salonlarda
sualtının loşluğu yanında amphoraların detaylarının izlenebildiği gölgelendirme tekniği uygulanmıştır.
Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doçent Dr. A.Kaan Şenol
