Subscribe RSS

Archive for Ağustos, 2011

taşucu tarihi Ağu 19

TAŞUCU KENT GEZİSİ

Kentte Türk – İslam mimarisi örnekleri de var. Taşköprü’nün karşısında bulunan Selçuklu eseri cami Alaaddin Keykubat döneminde yapıldığı için sultanın adı ile anılıyor. Daha yaygın olarak da Merkez Camisi diye biliniyor.

Reşadiye Cami

Diğer bir cami Reşadiye. Sultan Reşat zamanında yapılmış. (1912). Caminin doğu ve batı yanındaki sundurmaları destekleyen sütunların başlık ve tabanlıklarının Korint tarzı olduğu dikkati çekiyor. Mermer ve kireçtaşından yontulmuş sütunlar yöredeki eski kalıntılardan sağlanmış.

Tevekkül Sultan Türbesi de Taşköprü’nün hemen yanında. Üzerindeki çatı sonradan yapılmış. Türbe’nin yazıtı yok ve kime ait olduğu da bilinmiyor. Selçuklu hanedanından birine ait olduğu rivayet olunan türbe halktan saygı görüyor.

Atatürk Evi Müzesi restore edilmiş güzel bir taş yapı. 1925 yılında Atatürk’ün gecelediği ev Atatürk’ün kullandığı eşyalarla birlikte müze haline getirilmiş.

Kültür Evi 1995 yılında belediye tarafından açıldı. Silifke kültürünün tanıtımı amacıyla düzenlenen evde halk müziği, halkoyunları ve tiyatro kursları düzenlenen güzel bir yapı. Bir de Kültür Sarayı var. Burası da restore edilmiş tarihi bir yapı.

Günübirlik Tekne Gezisi
Marinada bağlı duran gezi tekneleri Taşucu çevresinde düzenledikleri, gün boyu süren geziler için saat 10.00 da halat çözüp denize açılıyorlar. 45 ve 80 kişilik, iki tuvaletli özel duşlu teknelerle yapılan dört duraklı gezilerde ilk olarak NATO iskelesi, Liman Kalesi önünden geçerek, dibi kum olan Barbaros koyunda saat 10.30 da yüzme molası veriliyor. İkinci durak olan Dana Adası saat 12.30 da yemek molası olarak durulan mevkii oluyor. Mönüde çipura veya kefal balık tava, balık yemeyenler için tavuk sote, dört çeşit salata, makarna açık büfede yer alıyor. Temiz havanın etkisiyle iştahla yenen yemekler sonrası saat 15.00 de Tisan Koyuna gelen tekneler iki saat boyunca yolcularına yüzme molası veriyor, çay servisi yapıyorlar. Arzu edenler, su sporları için ekstra ödemeyle, 8 kişilik muz (banana), ringo (hamburger) binip, su kayağı, sörf yapabiliyor. Tavla, okey, iskambil oynayıp, tekneden yapılan müzik yayınını dinliyorlar. Son durak olan Boğsak’a saat 17.00 de geliniyor. Tatilci yolcular, yüzme ve meyve ikram molası sonrası 17.45 de Taşucu’na geri dönüş yaparken içtikleri ekstraların hesabını da ayrıca ödüyorlar.

TAŞUCU

Taşucu, Mersin İli Silifke İlçesi’ne bağlı bir belde olup Türkiye’nin Akdeniz’e ve Kıbrıs’a açılan çok önemli bir kapısı konumundadır. Taşucu’nun bu jeopolitik konumu, iklim ve arazi durumu ilk çağlardan beri insanların büyük ilgisini çekmiştir. Toros Dağları’nın yeşili ile Akdeniz’in mavisinin kucaklaştığı bir noktada kurulmuş; iklimi, doğal güzellikleri, tarihi kalıntıları ile yerli, yabancı herkesin beğenisini kazanan, bu nedenle dünyanın her yerinden insanların gelip yerleştiği veya tatilini geçirdiği, gün geçtikce büyüyen şirin bir beldemizdir.

Şirin beldemizin geçim kaynakları arasında tarım, ticaret, balıkçılık ve turizm bulunmaktadır. Tarım alanında portakal, mandalina, limon ve çilek ön plandadır. Her yıl Taşucu Gümrüğü’nden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne deniz yoluyla binlerce kişi giriş-çıkış yapmaktadır. Bu geçişlerde belde esnafına ve ticari hayata canlılık getiriyor.

TARİHÇE : Taşucu ve yöresinin iklim ve arazi durumunun önemi daha ilk çağlarda insanların dikkatini çekmiş; M.Ö.VII. yüzyılda şimdi Taşucu’nun bulunduğu yerde Grekler Holmi Kolonisi’ni kurmuşlardır.Korsanların devamlı baskın ve talanlarından dolayı gelişme ortamı bulamayan Holmi, M.Ö.IV. yüzyıldan itibaren zayıflamaya ve çökmeye başlamıştır. Büyük İskender’in komutanlarından ve Suriye Krallığı’nın kurucusu olan Selefkos Nikator, Holmi şehrinin zayıf durumunu fırsat bilerek kolayca ele geçirmiş; halkını da kıyıdaki Holmi’den 12km içeriye, bugünkü Silifke’nin bulunduğu yere yerleştirerek “Selefkos’un Şehri” anlamına gelen “Seleukia” şehrini kurmuştur. M.Ö.I.yüzyılda Romalıların yönetimine giren yöre, Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesiyle M.S.IV.yüzyılda Emeviler’in, daha sonra Abbasiler’in eline geçmiş; XIII. Yüzyılda Selçuklular’ın; XIV.yüzyılda Karamanoğulları’nın yönetiminde kalmış; 1471 yılında Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

BÖLGEDE TURİZM: Taşucu, tarihi ve doğal güzellikleriyle, jeopolitik konumuyla Akdeniz’in ve Türkiye’nin en gözde beldelerinden biridir. Turizm alanında bir çok değere sahip bu bölgenin tarihi, doğal ve kültürel zenginlikleri, yılın 300 günü güneşli iklimi, temiz kıyı bandı ile büyük bir turizm potansiyeline sahip olan ve ekonomisinin önemli bir bölümünü turizmin oluşturduğu Taşucu Beldesi herkese ve her keseye hitap edebilen bir tatil ve turizm cennetidir.

Bölgesinde Grek, Roma, Selçuklular ve Osmanlı dönemlerinden bir çok yapı ve eser bulunduran Taşucu aynı zamanda Hristiyanlar için kutsal olan Ayatekla Bazilikası araştırmacıların ve insanların büyük ilgisini çekmektedir. Bölgenin güneşlenme süresinin fazla oluşu, denizinin ve havasının temiz olması, içinde nesli tükenmekte olan birçihiok bitki, kuş türü ve deniz canlısını barındıran Göksu deltası, kamping alanları, yaylalarının doğal güzelliği, Göksu nehrinde rafting heyecanı ve sıcak insanlarıyla turizm alanında gelişmekte olan etkenlerdir. Taşucu Beldesi aynı anda kültür, deniz, inanç, yayla ve doğa turizminin yapılabildiği nadir bölgelerdendir.

Antalya yönünden Akdeniz kıyısına paralel gelirken virajları bitirdiğiniz anda Taşucu beldesi tüm şirinliği ile karşınıza çıkıyor. Ana yoldan sahile doğru kıvrıldığınızda net havalarda silueti görünen yavru vatan Kıbrıs’a bu noktadan itibaren sadece 1 saat 45 dakikalık mesafe kalıyor. Kimlikle gidilebilen, 108 veya 118 YTL ödeyerek aldığınız gidiş geliş bileti Taşucu’ndan kalkan feribot veya deniz otobüsleri ile İstanbulluların Sirkeci’den Büyük adaya gidişi kadar yakın ve cazip görünüyor.


Sahil boyunca uzanan kıyı bandı üzerinde, alış veriş dükkânları, bilet satış acenteleri, manzaralı restoranlar, çeşitli heykeller ve figürlerle hareketlendirilmiş temalı parklar, göz okşayan fıskiyeli süs havuzları palmiye ağaçlı dinlenme üniteleri ile devam ediyor. Park içinde bir zamanlar Taşucu’nda yaşadığı rivayet edilen, efsaneleşmiş hikâyesi ile ünlü denizkızı heykelleri dikkat çekiyor. Liman içi Kıbrıs’tan gelen ve giden feribotların telaşlı yolcu trafiğine sahne olurken, kıyı boyunca bağlı duran teknelerin sayısı, günübirlik tekne gezilerine olan rağbet ve yöre balıklarının zenginliği hakkında ipucu veriyor. Uğurlamalar, karşılamalar, günübirlik gezilerden dönenler, sahil boyunca gezintiye çıkanlarla liman kendi atmosferini yaşarken, 27 km boyunca uzanan panoramik plaj, altın kumsalı, Akdeniz’in en temiz denizine davetkâr rengiyle ziyaretçileri kucaklıyor. Plajın gerisinde Taşucu Belediyesi tarafından yapılmış ve Kültür Merkezi olarak da hizmet veren Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’te ki evinin Türkiye de yapılmış, Ankara ve İstanbul da ki evlerden sonra 3. benzeri bulunuyor.

Sosyal ve kültürel etkinliklere uygun olarak düzenlenmiş evin arkasında ise bazı antik kalıntılar, tarihi kilise binası, eski Taşucu evlerinden günümüze gelebilen örnekler ile kesme taş, ahşap kiremitli dam, kubbesiz bir yapı olan 1908 tarihli Haliliye Cami yer alıyor. Liman karşısında bulunan baca ise, bir zamanlar faaliyet gösteren un fabrikası yıkılınca anı olarak bırakıldığı belirtiliyor. Taşucu’lular tuğladan yapılma bacanın üzerine bir saat makinesi monte edilerek, bacayı saat kulesi olarak değerlendirilmiştir. İnönü Bulvarı, liman karşısında yer alıp, mutlaka gezilmesi gereken müze binası, Taşucu’na has özellik taşıyan ve yöreye ait eserler barındırmasıyla ilgi çekiyor.

Amphora Müzesi
Günümüzde bir kısmı kullanılan yüksek ve kemerli taş bina, 1800 lü yıllarda deniz ticareti ve ihracatında kullanılmak üzere ambar olarak yapılmış.
Arslan Eyce tarafından Vakfa bağışlanan değerli koleksiyonla beraber 1997 yılında Kültür Bakanlığı tarafından resmi olarak müze haline getirilmiş. Arslan Eyce’nin 40 yıl boyunca büyük özverisiyle koleksiyon haline dönüştürülen, kırılıp yok olmaktan kurtarılan, kaçırılıp satılmaktan korunan, yaklaşık 400 adet Amphoranın bakım ve onarımları yapılmış.
2003 yılında estetik bir sergileme anlayışı içinde ziyarete açılmış. Müze çok kültürlü amphoraları barındırması ünlü. Roma ve Bizans eserleri arasında en eskisi M.Ö. 6. yy, en yenisi M.Ö. 12 yy tarihlenmesi, toprak ve taş heykelcikleri, gümüş paralar, fosiller ile kendi konumunda dünyanın en zengin müzesi olarak değerlendiriliyor. 3000 yıllık tarih süresinin yaşandığı Amphora Müzesinin merkezde bulunması, Kıbrıs’a gidip gelen yolcuları ağırlaması, yaz sıcağında taş bina serinliğinde keyifle gezilebiliyor olması, yerli ve yabancı turistler tarafından da büyük ilgi görmesine neden oluyor.


Category: Genel  | Comments off